Lüfer (*Pomatomus saltatrix*), İstanbul'un sadece bir deniz ürünü değil, şehrin kültürel, sosyal ve gastronomik hafızasının en güçlü simgelerinden biridir. "Boğaz'ın Prensi" veya "Boğaz'ın Sultanı" olarak anılan lüferin İstanbul ile olan bağı öylesine derindir ki; edebiyatta, tarihte ve sosyal yaşamda izleri yüzlerce yıl öncesine uzanır. Özellikle Osmanlı döneminde, Boğaziçi'nin mehtaplı gecelerinde özel donanımlı sandallarla çıkılan lüfer avları, "lüfer âlemleri" olarak bilinir ve büyük bir zarafet ritüeli olarak kabul edilirdi. Son dönem Osmanlı aydınlarından Asaf Muammer Bey tarafından literatüre kazandırılan "Lüfer Devri" tabiri, tıpkı "Lale Devri" gibi İstanbul'un estetik, incelik ve yüksek yaşam kalitesini simgeleyen eşsiz bir dönemi ifade eder. Eski İstanbullular için lüfer o kadar özeldi ki, genel olarak "balık" denildiğinde lüfer kastedilir, diğer türler kendi isimleriyle anılırdı. Padişahların, özellikle Sultan II. Abdülhamid'in lüfer yanağı salatasına olan tutkusu gibi anekdotlar, lüferin Osmanlı gastronomisindeki zirve konumunu gözler önüne serer.
Pomatomidae familyasının tek üyesi olan Lüfer, hidrodinamik mükemmelliğe sahip torpido benzeri bir gövdeye sahiptir. Sırtı genellikle grimsi-mavi veya yeşilimsi, karın bölgesi ise gümüşi beyazdır. Bu renklenme, açık denizlerde mükemmel bir kamuflaj (ters gölgelenme) sağlar. Oldukça keskin, tek sıra halinde dizilmiş sivri dişleri ve güçlü çene yapısı, onun formasyonundaki en büyük silahtır. Boyu 130 cm'ye, ağırlığı ise nadir de olsa 14-15 kg'a kadar ulaşabilir. Su içerisindeki hızı ve çevikliği sayesinde avına büyük bir agresiflikle saldırır.
Lüfer, denizlerimizde mevsimsel olarak göç eden ve "pelajik" yaşam süren bir balıktır. Suların ısınmaya başladığı ilkbahar aylarında (Nisan-Mayıs), Ege ve Marmara üzerinden İstanbul Boğazı'na girerek Karadeniz'e doğru "anadromöz" (kuzeye doğru) büyük bir ilkbahar göçüne başlar. Karadeniz'in oksijen ve besin açısından zengin, nispeten serin sularında yazı geçirip yağlanır ve irileşirler. Suların soğumaya başladığı Eylül ortasından itibaren ise geri dönüş yolculuğu olan "sonbahar göçü" başlar. Karadeniz'den Boğaz üzerinden Marmara ve Ege'ye inen bu sürüler, İstanbul Boğazı'nın dar geçidinde yoğunlaşır. İşte bu geçiş dönemi, İstanbul'da lüfer avcılığının en verimli ve geleneksel dönemidir. Göç sırasında genellikle 5 ile 50 metre arasındaki derinliklerde seyrederler.
Tam anlamıyla doymak bilmeyen, son derece yırtıcı ve vahşi bir avcıdır (Karnivor / Predatör). Besin zincirinin en üst sıralarında yer alan lüfer, balıkçılar arasında haklı olarak "dişli" veya "canavar" olarak adlandırılır. Kendi sürüsündeki zayıf bireyler veya küçük lüferler (çinekop) de dahil olmak üzere önüne çıkan hemen her şeyi avlayabilir. Temel diyetini hamsi, sardalya, istavrit ve kolyoz gibi pelajik sürü balıkları oluşturur. Ayrıca zargana, uskumru, izmarit ve çeşitli kefal türlerine de acımasızca saldırır. Av sürülerinin arasına hızla dalıp jilet gibi keskin dişleriyle kurbanlarını yaralayan ve paramparça ederek yiyen lüferler, bazen sadece avlanma içgüdüleriyle, tok olsalar dahi balıklara saldırarak öldürebilirler.
Lüferlerin üreme dönemi, genellikle ilkbahar sonu ve yaz aylarına (Haziran-Ağustos) denk gelir. Üreme göçünü tamamlayıp uygun sıcaklıktaki sulara (20-25°C) ulaştıklarında açık denizde pelajik olarak yumurta dökerler. Olgun bir dişi lüfer, büyüklüğüne bağlı olarak bir sezonda 400 bin ila 2 milyon arasında yumurta bırakabilir. Çatlayan yumurtalardan çıkan larvalar akıntılarla kıyısal alanlara sürüklenerek buraları kreş alanı (nursery) olarak kullanır ve ilk aylarını bu sığ bölgelerde geçirirler.
Bilimsel araştırmalar, lüferin en az bir kez üreyebilmesi için 23-25 cm boyuna ulaşması gerektiğini ortaya koymaktadır. Ancak ülkemizde yasal avlanma boyu 18 cm olarak uygulanmaktadır. Ekosistemin tepesindeki bir yırtıcı olarak lüfer popülasyonlarının sağlıklı kalması, alt basamaktaki diğer balık türlerinin popülasyon dengesi için kritiktir. Henüz üreme olgunluğuna erişmemiş yavru bireylerin (defne yaprağı ve çinekop) bilinçsizce ve aşırı avlanması, İstanbul'un bu tarihi mirasını ve denizlerimizin dengesini ciddi şekilde tehdit etmektedir. Sürdürülebilir balıkçılık adına, lüferin üreme şansına sahip olmadan avlanmaması büyük önem taşır.