Çipura (*Sparus aurata*), Ege ve Akdeniz mutfak kültürünün, özellikle de mangal ve ızgara ziyafetlerinin tartışmasız baş tacıdır. Beyaz, sıkı, oldukça lezzetli ve az kılçıklı etiyle deniz ürünleri tutkunlarının en çok tercih ettiği balıklardan biridir. Günümüzde tüketilen çipuraların çok büyük bir kısmı denizlerdeki ağ kafeslerde yetiştirilen (kültür) çipuralar olsa da, doğal ortamından avlanan "deniz çipurası", yediği doğal besinler sayesinde çok daha aromatik ve değerlidir.
Sparidae (İzmaritgiller) familyasının en iri ve gösterişli üyelerinden biridir. Vücudu oval, yanlardan basık ve yüksek bir yapıya sahiptir. Çipurayı diğer balıklardan ayıran en karakteristik özelliği, iki gözünün arasında, alın bölgesinde bulunan altın sarısı renkteki banttır (Latince ismi olan "aurata" - altın rengi - buradan gelir). Ayrıca solungaç kapaklarının üst köşesinde koyu kırmızımsı/siyah bir leke bulunur. Kalın dudakları ve midye kabuklarını bile rahatça kırabilecek kadar güçlü bir çene/diş yapısına sahiptir.
Sıcak ve ılıman denizlerin balığı olan çipura, genellikle sahil şeritlerinde, lagünlerde (Bafa veya Dalyan gibi), nehir ağızlarında ve posidonia çayırlarının bulunduğu sığlıklarda yaşar. Kışın suların soğumasıyla daha derinlere (150 metreye kadar) çekilebilirler ancak ilkbaharla birlikte tekrar sığ, kumluk ve kayalık kıyılara, acı su bölgelerine geri dönerler. Farklı tuzluluk oranlarına adapte olabilme yetenekleri yüksektir.
Çipura, deniz tabanında beslenen bir Bentivor (aynı zamanda Omnivor) türüdür. Diyetinin temelini sert kabuklu organizmalar; istiridye, midye, sülünez, denizkestanesi ve yengeç gibi canlılar oluşturur. Çenesinin ön kısmında kesici köpek dişleri, arka kısımlarında ise çok güçlü öğütücü azı dişleri bulunur. Bu sayede en sert kabukları bile adeta bir ceviz kıracağı gibi parçalayarak etlerine ulaşır.
Çipuraların en büyüleyici biyolojik özelliklerinden biri Protandrous Hermafrodit olmalarıdır. Yani doğan her çipura hayata "erkek" olarak başlar. Hayatlarının ilk 2-3 yılını (yaklaşık 20-30 cm boya gelene kadar) erkek olarak geçirirler. Daha sonra fizyolojik bir dönüşüm yaşayarak erkek üreme organları küçülür, dişi üreme organları gelişir ve hayatlarının geri kalanını dişi olarak sürdürürler. Bu nedenle doğada yakalanan iri boy (trofe) çipuraların tamamı dişidir.
Halk arasında küçük boyutlarına "Lidaki", biraz daha büyümüş ve alnındaki altın sarısı belirmeye başlamış haline "Alyanak", 30 cm'yi geçen tam olgun bireylerine ise "Çipura" denir. Kültür yetiştiriciliğinde en başarılı türlerden biri olduğu için doğa popülasyonu (Asgari Endişe - LC) üzerindeki baskı nispeten dengelenmiştir, ancak yaban stoklarının korunması için yasal avlanma boy limiti (20 cm) ve üreme dönemlerindeki av yasakları büyük önem taşır.